Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de doğdum. Çocukluk dönemimde yedi yıl boyunca piyano eğitimi aldım. Bunun yanında ilk olarak gençlik yıllarımda doğuya, direkt olarak Türkiye’ye yolculuklarım başladı. Bu yolculuklar sonraki yaşantımı belirledi.’’Eve varmıştım’’ diyebilirim. Türkçeyi öğrendim ve Türkiye’nin sahip olduğu çok zengin müzik kültürü hakkında bilgi sahibi olmuştum, özellikle Türk halk müziği ve Türkiye’deki geleneksel müzikler hakkında. 1996 yılında, Budapeşte’de, Türk halk müziği ve doğu müzikleri seslendirmek için, grup çalışmalarına başladık. Yaklaşık on yıl süren bu çalışmalar esnasında ’’Aşkın şarabı’’ ve ‘’Ne olursan ol’’ isimli iki albüm yaptık, bunun yanında Irak’lı besteci, ut ve keman ustası Moofed Alnasih’le çalışmalarım esnasında Türkiye’ye en güzel ziyaretlerimi gerçekleştirdim. 2006 yılında, Türk halk müziğinin yanında, Slav, Bosna, Sırp, Balkan ve Roman halk müziği çalan ‘’Dilber Orkestrasını’’ kurdum ve bu grubun şarkıcısı oldum. Bu ülkelerin kültür ve müzikal köprülerle birbirlerine çok yakın olduklarına hep inanıyordum. İran kökenli dilber ismini seçerken de bu inancım doğrultusunda hareket ettim. (Güzel kadın, aşkı getiren, sevgili, birleştiren ) Anadolu ve Balkanlar son derece renkli ve muazzam bir müzik ve kültür dünyasına sahip. Birçok ortak karakteristiğin yanında heyecan verici farklılıkları da var, buna da her zaman inandım… Müzikle birlikte her zaman çok özel yolculuklar yapabileceğimi biliyorum, doğunun çok derin, sert ve hüzün dolu melodilerinin yanı sıra, Karadeniz bölgesinin tatlı ve coşku dolu horonlarına kadar, sonra bir bakıyorum ki Bosna nın mistik dünyası içimde parıldamaya başlıyor ezgilerde ve her şey bir roman şarkısının ateşle geceyi süslemesi kadar güzel oluyor… Anlıyorum ki bu yolculukta ilerliyorum ve artık biliyorum, bu yerleri görüyorum ve hissediyorum, çünkü müziğin beni götürdüğü yere gidiyorum… Bu yolculuğu seviyorum. 2009 yılında Şanlıurfa’ya davet edildim. Türkiyeli müzisyenlerle birlikte meşhur Balıklı gölde konser verdim. 2010′ da ise Türkiye’nin birçok yerinden yeni davetler aldım. Yakın zamanda Türkiyeli müzisyenlerle kurduğum yeni grupla birlikte yeniden konserler vereceğim. Aşık Veysel’in ünlü türküsünde dediği gibi: Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece…
Hannah Berger filmleri:
Cebimde Çok Küçük Elma Var
/yönetmen: Sezgin Türk/
Hannah Berger portresi
/yönetmen: Réka Kovács/
Kalász Márton: Sötét seb
/yönetmen: Keserű Judit -Duna Tv/







